Eskiler

Yaşam, İnsan Henüz lakırdı yok »

Bazen, özellikle İslamî bir konu üzerinde düşünürken aklıma olmadık şeyler geliyor.

Kendi kendime diyorum ki, bu benim aklıma geldiğine göre, mutlaka bir başkasının da aklına gelmiştir. Bazen kısa sürede, bazen de bir müddet araştırmadan sonra  aklıma gelen  düşüncenin, uzun yüzyıllar önce  dillendirildiğini,   çoğu kez marjinal alanda da kalsa tartışıldığını görüyorum.  Ardından beni bir rahatlama sarıyor.

Sanırım bu, düşüncelerimde işleme ihtimalim olan suçlara ortak bulmuş olmanın bir hazzı..

Böyle de uyanık, böyle de eklemlenmeci, böyle de kolaycı işte insanoğlu..

Share on Facebook

Taciz

Yaşam, İnsan Henüz lakırdı yok »

Oturduğum sitenin epey büyük bir bahçesi var. Basketbol ve küçük bir futbol sahası, oturmak, yemek yemek ya da çay keyfi yapmak için çardaklar, çocuklar için oyun parkı, yürüyüş yolu, banklar vs..

Gayretli yöneticimiz sayesinde birçok çeşitte çiçekler ve ağaçlarla renklenmiş bahçemiz, baharın yüzü görününce iyice şenlendi. Haliyle akşam üstü keyfimiz başladı yavaştan. Çocuklarım oyun parkında oynarken, onlara beceriksizce eşlik etmek, ya da ince belli bardaklardan demli çay eşliğinde oyunlarını izlemek, kitap okumak, atıştırmak, eşimle sohbet etmek gibi keyifli kaç şey olabilir? Devamını Oku »

Share on Facebook

Humanität

İnsan Henüz lakırdı yok »

Vardır Rabbimin bir bildiği; neyleyim..

Share on Facebook

İyiler

Yaşam 2 Lakırdı »

İyiler her zaman kazanır mı?

Yaşadığımız dünya.. İçinde bulunduğumuz süreçler, buna olumlu cevap vermeyi güçleştirse de…

Evet; ‘uzun vadede’ iyiler hep kazanır..

Share on Facebook

Ölüm

Dua, Ölüm 3 Lakırdı »

Bir genç ölüm daha..

Şurada sözettiğim, evvelsi gün ziyaret edip, iyice bittiğini görerek perişan olduğum, pankreas kanseri arkadaşım bu sabaha karşı vefat etmiş. (O yazının esas oğlanı ise halen hayatta; bir cenderede kıvranmaya devam ediyor..)

Ölümleri hiç sevmeyiz. Hep zamansız, hep acıtıcı, ne kadar beklense de hep anî gelir. Bu da öyle oldu, beklendiği halde anî.

Ama ölüm hak, hepimizi ziyaret edecek, er ya da geç..

Bugün,  ikindi namazı sonrası vazifemizi yapacağız..

Ölenin bizatihi aramızdan ayrılışı dışında beni en çok burkan mezarın kapatılma anıdır.. O kadar hızlı çalışır ki kürekler, ardarda atılan topraklarla birkaç saniye içinde meftayı kapatan tahtalar görünmez olur. Bir filmin bitiş anı, son kareleri gibi..  Gömülür, terkedilip kaçılır..

Ve hayat kaldı yerden devam eder..

Allah rahmet eylesin..

Share on Facebook

“I will love you forever..”

Müzik, İktibas, İnsan Henüz lakırdı yok »

“Delirmek üzereyim.. Ama tutuyorum kendimi. Tutacağım. Ne kadar gerekirse, o kadar..”

“Kurulmuş ve iyice sıkışmış bir zembereğim.. Bir boşanırsam, fırtınamdan herkes savrulacak..”

“Yazdıklarım, yazmak isteyip de yazamadıklarımdan o kadar az ki.. Kafamda, düşümde, çöp kutularında.. Ama yazabildiklerim arasında değil..”

“Sen gidemedin, ben gittim. İçimde değişen hiçbir şey yok; çoğalanlar dışında.. Şimdi üzülme ve özlemden kavrulma zamanı…”

“I will love you forever..”

Thackeray

Share on Facebook

Huzursuz Bacak Sendromu

Yaşam, İnsan Henüz lakırdı yok »

Öğrencilik yıllarımda çok nadiren de olsa “Huzursuz Bacak Sendromu” olarak adlandırılan bir vakıadan muzdariptim.

Bilenler bilir, çok acayip, anlatması da kavranması da zor, hissi, belki de psikolojik bir şeydir. Bacaklarınızı nereye koyacağınızı bilemez, sürekli hareket ettirme isteği duyarsınız. Benim gibi başını yastığa koyduktan sonra 15 saniye içinde uyuyan birisini bile bir saat yatakta kıvrandırır. Başıma geldiğinde soğuk duş almadan, ya da soğuk su dolu kovaya/leğene ayaklarımı sokup 10-15 dakika bekletmeden uyuyamazdım.

Ancak bende çok nadir oluyordu, ne bileyim 2-3 ayda birkaç gece sadece.

Sonra kendiliğinden geçti. Yıllardır da olmuyor. Bu nadirattan da olsa gerek, bunun bir rahatsızlık olduğunu bile bilmiyordum, çok sonra tevafuken bir yerle okudum, “hımm bende de bundan vardı galiba” diyerekten..

Bunlar aklıma nereden geldi..

Dün kısa süreli bir yolculuk yaptım, yanıma oturan, pek fazla tanımadığım kişi bir yandan konuşurken bir yandan da ayaklarını sürekli hareket ettiriyor, yerlerini değiştiriyor, nereye koyacağını bilmez vaziyette adeta işkence çekiyordu.

“Rahatsız mısınız?” diye sordum, “anlatmak öyle zor ki..” diye cevap verince de “huzursuz bacak sendromu mu?” dedim. Yüzünde acı bir gülümseme belirdi, “Evet.. ” dedi ve ekledi: “Bilmeyene bu rahatsızlığı anlatabilmek, bizzat rahatsızlığı çekmekten daha zor”

Ardından da nereden bildiğimi sordu. Ben de kendi hikayemi anlattım.

Meğerse benim rahatsızlığım hiçbir şeymiş. Anlattı; bende iki üç ayda bir kez olan şey, ona nöbetler halinde hemen her gün geliyormuş, bir saat kadar sürerse şükrediyormuş. Bazen günaşırı bazen de iki-üç günde bir oluyormuş.

Gerçekten de adamcağımızın o halini görünce bu rahatsızlığın hayatı ne derece olumsuz etkileyebileceğine şahit oldum.. Şuradaki hikayelerde bu rahatsızlığın detaylarını görmek mümkün.

Ama işte, dünya böyle.. Sağlık, hastalık, yaşamın bir gerçeği hepsi de..

Share on Facebook

“Bad-ı sabaya sorsunlar”

Müzik 1 Lakırdı »

Arif abi’nin haftasonu isteği idi;  Tenor Bülent Bezdüz ya da Ayhan Uşkun’dan ya da Yunus Emre Oratoryosu,  “Bad-ı sabaya sorsunlar” pasajı.

Pasajı buldum ama youtube videosunu ekleyemedim; linkini vereyim.

Orada konuştuğumuz, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın Bayburt çıkartması ile ilgili müzikal görüntü bulamadım. Bulabilirsem onu (ya da linkini) da ekleyeceğim.

Share on Facebook

Havadan sudan..

Boş işler 4 Lakırdı »

Çok yorgunum. Öyle lafın gelişi falan değil, gerçekten çok yorgunum. İşe vurdum kendimi son günlerde. Yoğun bir işim vardı zaten ama daha çok vermeye başladım kendimi. Normalde saat 13.00 gibi boynum uzardı açlıktan ama şimdilerde yemek yemeyi bile unutuyorum.

Son zamanlarda ısrarla takip ettiklerim hariç gazetelere de, haber sitelerine de, bloglara da bakmıyorum. Hem canım istemiyor, (adeta sıtkım sıyrılmış gündemden) hem de artık vakit ayırmakta zorlanıyorum. Kendi siteme bile aklıma düşen konularda yazı eklemek için giriyorum sadece, tartışmalara katıldığım yok.

Dün için oğluma, bisikletinin denge tekerleklerini sökeceğime ve iki tekerlek üstünde gitmeyi öğreteceğime söz vermiştim. Ona kalsa böyle iyi, ama kendisinden küçük yaştaki bazı çocuklar iki tekerlekliye biniyor, bizimki halen dört tekerlekliye. Geçen yıl yüzme klübüne başladı, başını suya sokamadı bir ay boyunca. Kız gibi oğlan, düne kadar kendinden küçük çocuklarla kavga edip ağlayarak gelirdi, biraz kısas dersleri verdim, şimdi kendi işini kendisi görüyor. (Neyse, bizim oğlanın bu halleri ayrı bir yazı konusu olacak kadar çok.) Devamını Oku »

Share on Facebook

Lâl

Müzik, Şiir 6 Lakırdı »

lâlim artık..
doğuştan değil, sonradan..
özr değil, iradî..
dilim bu fermana uyacak
susma zamanı..
sadece kendisiyle konuşacak içim..
herkesin iyiliği için..
susma zamanı artık..
susma..

yaşadığım aczin dibi,
ötesi yok..
kaderim özür diliyor,
ezelden yazılıymış meğer..
bense,
dua edebiliyorum sadece,
İbrahim Tenekeci gibi:
“bir hayat, mahçup ve duru
Tanrım, gülleri
ve sessiz harfleri koru.”

….

Share on Facebook

Design by j david macor.com.Original WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Giriş